aşçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2015 Salı

Gastronomi ve Uzay Bilimleri

Gastronomi! Adı pozitif bir bilim dalını çağrıştırsa da, “mutfak sanatları” kavramı ile birleşince içeriği daha da karmaşıklaşan bir kelime. Üniversitelerde hızla açılan gastronomi bölümleri ve salt gastronomi eğitimi veren özel eğitim kurumları, birçok insan için aynı zamanda bir mesleğin öğretildiği eğitim-öğretim birimleri. Pekâlâ, gastronomi bilim mi, sanat mı, yoksa sadece bir meslek mi?
Bu soruya cevap aramaya başlamadan önce, kavrama biraz yakından bakalım. Hakim görüşe göre gastronomi, yemek ve kültür arasındaki ilişkiyi inceleyen bir disiplin. Antik Yunanca’da mide anlamına gelen gastér” (γαστήρ) kelimesi ile nómos” (νόμος) yani kanun/kural kelimelerinin birleşiminden türetilmiş. Çalışma alanı olaraksa gastronomi, pişirme teknikleri, beslenme, gıda teknolojileri başta olmak üzere, tat, koku ve damak zevki gibi yeme eylemine ilişkin her şeyi kapsıyor.
İlginçtir ki, gastronomi bir terim olarak ilk defa 19. yy.’ın hemen başında, Fransız bir şair olan Joseph de Berchaux tarafından, “La Gastronomie Ou L'Homme Des Champs a Table” isimli kitapta kullanılmış. Berchaux kitabında, “La Gastronomie” isimli bir de şiir yayımlamış.
Konunun uzmanı çoğu kişi tarafından gastronominin kutsal kitabı olarak adlandırılan “The Physiology of Taste or Transcendental Gastronomy”i de, bir Fransız olan Jean Anthelme Brillat-Savarin tarafından 1825 Aralık’ında yayımlanıyor. Aslında hukukçu ve politikacı olan Brillat-Savarin, kimya ve tıp eğitimi de almış bir gurmedir. Ona göre gastronomi, “insanın yeme fâaliyeti hakkındaki her tür bilgi ve bu faaliyetle ilişkili her şeyi anlama çabasıdır.” O kadar ki, “hazımsızlık çeken ya da sarhoş olan bir kişi, yeme-içmenin gerçek prensipleri hakkında tam bir cahildir.” Onuruna, Brillat-Savarin Cheese isimli bir peynir ve Gâteau Savarin isimli bir de tatlı bulunan yazar, düşük karbonhidrat diyetinin de babası sayılıyor. Gastronomi kavramına çok ciddi katkıları olan Brillat-Savarin’in, yeme-içme hakkında atasözü niteliğinde cümleleri var. Sanırım bunlardan en meşhuru, “bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” sözüdür.
Gastronomide hünerli olan kişiye “gastronom” adı veriliyor. Gastronom kelimesi, Fransa’da 17. yy.’ın başlarında şarap tüccarları ya da şarap tadımı yapan kimseler için kullanılan “gourmet” (gurme) kelimesinden, tarihçi Andre Castelot tarafından anlam ayrımına tâbî tutuluyor. Castelot’a göre gurme olmak için yemeğe ve yemek sanatına düşkün olmak yeterliyken, gastronom olmak için uygulamayı bilmek ve bu konuda uzman olmak gerekir. Bu tür bir ayırım, gastronominin etimolojik ve epistemolojik olarak bir disiplin şeklinde tanımlanmasını gerektirir. Zira bu durum, hem keyfî ve tamamen yeteneğe dayalı bir uğraşı olarak gurmeliği bilgi üreten bir kaynak olarak gastronomiden ayırır; hem de kavramların köken ve içerikleri itibariyle bu iki kelimeyi farklılaştırır.
Gastronominin kısa tarihine ve kökenlerine baktıktan sonra, sorunun cevabını birlikte bulmaya çalışalım. Ancak belirteyim, sorunun birden fazla cevabı var.  
Yemeğin Arkasındaki Bilim
The Institue of Food Science and Technology’nin (IFST) 2012 yılında geliştirdiği “Love Food Love Science” isimli kampanya, günlük hayatımızda âdiyat kâbilinden gördüğümüz (sürekli tekrar etmesi nedeniyle sıradan saydığımız ve üzerinde pek de düşünmediğimiz) yeme-içme fîilerimizin ve gıdaların arkasında gizli olan bilimi, gözle görünür hale getirmeye çalışıyor.
Ilık bir bardak süte 2-3 çay kaşığı limon suyu ilave ederseniz, bir süre sonra yeşilimtırak bir su ve beyaz topaklar elde edersiniz. Peynir yapımı hakkında hiçbir fikri olmayan birisi bu durumu biraz yadırgasa da, aslında olan pozitif yüklü hidrojen iyonları (limon asidi)  ile negatif yüklü kazein misellerinin nötralize edilmesidir. Pıhtılaşma süreci ya da sütün kesilmesi olarak adlandırılan bu işlem, birbirlerine yapışarak topaklar haline gelen miseller sayesinde, bizim “lor” olarak bildiğimiz peynir türünün ortaya çıkmasını sağlıyor.  
Bilimsel Ekmek
Her gün karşılaştığımız ve tadına baktığımız birçok yiyeceği daha iyi anlamak için hazırlanmış bir deney bu. Bu deney için ihtiyacınız olan maya, biraz şeker, yarım litrelik bir pet şişe, ılık su ve bir balon!
Şeker ve mayayı ılık suyla birlikte şişenin içinde karıştırdıktan sonra, balonu şişenin ağzına dışarıdan hava almayacak şekilde geçirin. Şişeyi 45-60 dakika arasında bir süre, herhangi bir ısı kaynağının yakınında, içindeki malzeme ılık kalacak şekilde bekletin. Bir süre sonra karışımın köpürdüğünü ve balonun şiştiğini gözlemleyeceksiniz. İşte o balonu şişiren nedenin arkasında bilimsel bir gerçek ve hemen her öğün yediğiniz ekmek var!
Maya canlı bir organizmadır ve tüm canlı organizmalar gibi yaşaması için enerjiye ihtiyacı vardır. Fakat ihtiyacı olan enerjiyi kendi kendine üretmesi imkânsızdır. Tıpkı bizim gibi. Maya, enerji üretimi için şekerden beslenir. Şekeri parçalayarak su, karbondioksit ve diğer önemli enerji kaynaklarını üretir. Buna basitçe solunum (respiration) adı verilir. Fakat oksijenin tükendiği noktada, şekeri parçalayarak enerji üretmeye devam edebildiği halde ortaya karbondioksitle beraber ethanol (yani içilebilir alkol) açığa çıkarır. Bu sürece çok bilinen adıyla fermentasyon ya da mayalanma denir. Balonu şişiren de, oksijenin bitişi ile açığa çıkan karbon dioksittir.
Fermentasyon, birçok yiyecek-içecek için zorunlu bir süreçtir. Şarap, bira ve ekmek gibi. Ekmek yaparken mayalanan hamur içinde, karbondioksit ve alkol açığa çıkar. Ortaya çıkan karbondioksit, tam da balon deneyindeki nedenden dolayı hamuru kabartır. Pişirme sırasında uçan alkol, geride ekmeğin içinde minik hava boşlukları bırakarak, o çok sevdiğimiz “göz göz” ekmeklerin ortaya çıkmasını sağlar.
Şeker Kıvılcımları
Bir pense ve bir kutu küp şekerle tamamen karartılmış bir odaya girerseniz, çok tatlı mavi ışıklar görebileceğinizi söylesem bana inanır mısınız? Bence bana inanmak yerine, karanlık bir odada 2 dakika gözleriniz karanlığa iyi alıştıktan sonra, elinizdeki pense ile küp şekerleri kırmaya başlayın. Ortam yeterince karanlık ve gözlerinizde de herhangi bir sorun yoksa mavi kıvılcımları görmeniz gerekir.
Bu fenomen, şeker kristallerinin asimetrik yapısından kaynaklanıyor. Bu asimetrik yapı, kristallerin pozitif ve negatif yüklerinin şeker küplerinin kırıldığı sırada birbirlerinden ayrılmalarına neden oluyor. Mekanik bir güçle birbirlerinden ayrılan bu kristaller, havada tekrar birbirleri ile çarpışarak, gözle görünür ışık formunda nitrojen molekülleri açığa çıkarıyorlar.
Moleküler Gastronomi
250 ml. Su
2 gr. Sodyum Citrat
2 gr. Sodyum Aljinat
5 gr. Kalsiyum Klorid
250. Mango Püresi
Yukarıdaki malzemelerin aşağıda fotoğrafını gördüğünüz bir yemeğin malzemeleri olduğunu söylesem ne dersiniz? Moleküler gastronomiyi hiç duymadıysanız, “nasıl yani?” diyebilirsiniz. Ama gerçek bu! Yukarıdaki malzemelerle, aşağıda fotoğrafını gördüğünüz oldukça da lezzetli duran “küre şeklinde mango ravioli”yi yapabilirsiniz.

Kehaneti/öngörüsü 1700’lü yılların sonlarına kadar uzanan moleküler gastronominin öncüleri olarak Belle Lowe, Evelyn G. Halliday ve Isabel T. Noble sayılabilir.  Ev ekonomisi profesörü olan Evelyn G. Halliday ve Isabel T. Noble’ın 1943 yılında Chicago Üniversitesi Yayınları’ndan çıkardıkları “Gıda Kimyası ve Aşçılık” isimli çalışmaları, bu alanda yapılmış ilk çalışmalardan biridir. Kitabın içinde yer alan “sebze kimyası ve aşçılık”, “sütün kimyası”, “kabartma tozunun kimyası ve unlu mâmûllerde kullanılışı” gibi bölümler, çok sayıda laboratuar deneyi illüstrasyonu içeriyordu.
Belle Lowe ise Iowa State College’de gıda ve beslenme profesörü olarak, Halliday ve Noble’den 11 yıl önce 1932 yılında, “Deneysel Aşçılık: Fiziksel ve Kimyasal Bakış Açısı” isimli çalışması ile moleküler gastronomiye kapı açıyordu.
Nihayet 1988 yılına gelindiğinde, Macar fizikçi Nicholas Kurti ve Fransız kimyager Herve This, “moleküler ve fiziksel gastronomi” terimlerini ortaya attılar. Bundan 4 yıl sonra başlattıkları “Bilim ve Gastronomi” isimli atölye çalışmaları ile profesyonel aşçılar ve bilim adamlarını bir araya getirerek, geleneksel yemek pişirme/hazırlama yöntemlerinin arkasındaki bilim hakkında tartıştılar. Kurti ve This’in ortak yöneticiliğinde düzenlenen “Moleküler ve Fiziksel Gastronomi” toplantıları sonucunda, bu alanı formel bir disiplin olarak düşünmeye karar verdiler.
Gıda bilimi ile ilgili bu örneklerden sonra sorunun ilk cevabı olarak diyebilirim ki; gastronomi, yeme-içme ve genel olarak gıdalar üzerindeki araştırmaları kapsayan yapısı ile disiplinler arası alanda bir bilim dalı olarak kabul edilebilir. Fizik, kimya ve biyoloji başta olmak üzere, pozitif ve uygulamalı bilimlerden beslenen gastronomi, bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, daha buraya sığdıramayacağım onlarca nedenden dolayı ciddiyetle ele alınması gereken bir bilimdir.
Mutfak Sanatları  
 Gastronomi kelimesinin ilk kez bir şair tarafından kullanmış olması tesadüf müdür bilemem ama bugün geldiği noktada gastronomi, hazırlık, sunum ve servis teknikleri ile gerçek bir sanat bence. Daha önce gastronomi üzerine söyledikleriyle de ünlü olduğunu söylediğim Brillat-Savarin yemek pişirmeyi “kent yaşamının bize sunduğu en eski sanatlardan birisi” olarak tanımlıyor.

Mutfak sanatlarını salt yemeklerin hazırlanması ve sunumu olarak görmek hata olur kanaatindeyim. Menü içeriklerinin tasarımı, mutfak yerleşimleri, yiyecek-içecek yazını, yemek stilistliği, yemek fotoğrafçılığı, yemek yorumculuğu ve araştırmacılığı gibi konuları ile bana göre gastronomi şemsiyesi altında düşünebilecek mutfak sanatları, gastronominin bilimle olan ilişkisine benzer şekilde farklı sanat/zanaat dalları ile sıkı bir ilişki içinde. Bu ilişki, aşçılığı veya yemek pişirmeyi bir sanat olarak görmeyi kolaylaştırıyor.

Hatalı biçimde, gastronomi dendiğinde sadece “aşçılık mesleği”nin akla gelmesi, kavramın içeriğini algısal olarak daraltsa da, gastronominin bu yönüyle bir meslek olduğu gerçeğini değiştirmez. Gastronomi, bir bilim ve sanat olduğu kadar bir meslektir de. Ancak şu unutulmamalıdır ki, gastronomi alanındaki yegâne meslek aşçılık değildir. Her ne kadar gastronomi doğrudan yemek pişirme ve sunma ile ilgili olsa da, biraz önce bahsini ettiğim bilim adamlarının, gıda mühendislerinin, kimyagerlerin, biyologların, akademisyenlerin, yeme-içme birimlerini yöneten ve işletenlerin de ortak mesleğidir.
Gastronominin şu ya da bu şekilde içinde yer alan herkes, kavramın bir yönünü temsil ediyor. Genel olarak yeme-içme sektöründe iş yapan/çalışan herkes, gastronominin bir parçası. Profesyonellerin bu bilinçle gastronomiye katkı sunmaya çalışmaları, disiplinin ileriye doğru devinimini hızlandırır ve sürekli kılar. Bununla beraber bilim, sanat ve zanaati bir araya getirebilen gastronomi profesyonelleri, endüstrinin bana göre en büyük problemi olan eğitimli iş gücü sorununun çözümüne katkı sağlar. Gastronomiyi meslek edinmek isteyenlerin de konuya bu açıdan bakmaları, faydalarına olur. Çünkü gastronomiyi sadece aşçılık olarak görmek, ufuklarını daraltacaktır. Daha çok bilim, daha estetik sanat ve daha güzel bir profesyonel yaşam dileklerimle…